TUBİM - Türkiye Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İle Mücadele İzleme Merkezi | Bu web sitesi Webyönet Sürüm 4.0 ile hazırlanmıştır.
Anasayfa   Site Haritası   İletşim/Destek Hattı
 

  » Nasıl Uyuşturucuya Alıştırılır ?
  » Ne Yapmalısınız ?
  » Nasıl Anlarsınız ?
  » Tavsiyeler
  » Vurgular
  » Çocuk Eğitimi > Eğitim Ve İletişm
  » Çocuk Eğitimi > Model Olma
  » Prof. Ferhunde Öktem Yaşam Basamakları
  » Çocuk Eğitimi > Sınır Koyma
  » Çocuk Eğitimi > Öneriler
  » Bağımlıların Aile Profili

Çocuk Eğitimi > Sınır Koyma

Çocukların ruhsal gelişimlerinde önemli olan, farkındalık yaratılması gereken ve etkileri sonraki yıllara yayılan bazı kilometre taşlarının bilinmesinde yarar görülmektedir.

Çocuğa yapılan yatırım ona konulacak ismin belirlenmesiyle somutlaşır. Ailenin beklentisi isimde simgeleşir. Anne babanın çocuğu ile keyifli ilişkisinin oluşmasında, herkesin içine sinen ve ilerde çocuğun güçlük çekmeden, adı ile barışık yaşayacağı bir ismin konulması da önemli rol oynar. Çocuğuna sevmediği bir ismin konulma zorunluluğu ya da kendisine bırakılmaması anne çocuk ilişkisinin kurulmasında olumsuz bir rol oynayabilecektir.

Doğumu izleyen günler anne bebek arasındaki bağın kurulması için büyük önem taşır. Bu nedenle anne ve bebeğin sorunlardan uzak tutulabilmesi, onların gereksinimlerinin karşılanabilmesine yönelik düzenlemeler bu bağın kurulabilmesi için zemin hazırlar.

Bebekler doğduğu zaman anne ya da anne yerine geçen kişi ile sağlıklı bir bağ kurmak zorundadır. Temel gereksinimlerinin karşılanması sırasında annenin tutum ve davranışları bebek tarafından algılanmakta ve kimlik gelişiminde önemli bir etmen olmaktadır. Bebeğin verdiği mesajlara annenin gösterdiği duyarlık ve yanıtlar, bebeklerin kendine güvenlerinde ve ruhsal sağlıklarında çok önemlidir. Bebek ilk iletişimini ağlaması aracılığı ile kurar. Annelerin büyük oranda bebeklerinin ağlamalarını doğru yorumladıkları görülmektedir. Bebeğin gereksinimlerinin doğru anlaşılması ve giderilmesi , onun kendini yetkin hissetmesine ve umarsızlık, çaresizlik duyguları yaşamamalarına neden olur. Annenin de yeterli olduğu düşüncesi bebeği ile sağlıklı ilişkinin kurulması ona güven aşılayabilmesi açısından temeldir. Bu nedenle anneyi güvenli kılacak, kendini yeterli ve yetkin hissettirecek olanaklar sunulması ruh sağlığı yerinde çocukların yetiştirilmesi açısından çok önemlidir. Bebeğin anne ile kuracağı güzel bağ, önce babaya, giderek tüm insan ilişkilerine genellenecektir.

Bebekler kendilerini çevrelerindeki insanların, özellikle annesinin yüzüne bakarak değerlendirmektedir. Yüzüne mutluluk ve hoşnutlukla bakan bir annenin aynalaması ile bebek kendini “İYİ” olarak algılayacak ve yaşantısı o bağlamda daha güçlenerek devam edecektir. Bu nedenle erken dönemlerde ailenin bu yönde bilgilendirilmesi ve koşulları konusunda yardımcı olunması anne bebek arasındaki bu bağın kurulmasını kolaylaştıracaktır. Depresyon ya da benzeri ruhsal sorunları olan annelerin bebekleri ile olan ilişkilerinde bu yakınmaların olumsuz izleri gözlenmektedir ve bu izler ileriki yıllara da taşınmaktadır.

Yaklaşık altı aylık olduklarında bebekler artık annelerinin ve babalarının özel kişiler olduklarını algılamaya, onları tanımaya başlar. Nesne sürekliğinin kazanımı denilen önemli evrenin oluşumuyla artık ayrılıklara daha duyarlıdır

Bir yaşına giren çocuklar yürüme ile birlikte ayrışma ve bireyselleşme özelliklerini gösterecektir. Birey olmalarının güvenli ortamlarda yaşanması ve yüreklendirici bir biçimde desteklenmesi gereklidir. Sağlıklı bağlanmasını kuramayan çocukların, sağlıklı ayrışmaları da zordur. Bu nedenle dönem özelliklerinin izlenmesi ve bu özelliklere göre doyurulması çok önemlidir. Bu, aynı zamanda merak ve keşif duygusuna yönelik takınılacak tutumun da belirleyicisi olmaktadır.

İki yaş dolayları kaynaklarda “korkunç iki yaş” olarak adlandırılır. Çünkü bu dönemde çocukların benlikleri gelişmektedir. Sınırların ve yetkinliğin denendiği, her şeyin alınmaya çalışıldığı, benliklerine mal edilmeye çabalandığı bir dönemdir. Bu dönemi korkunç kılan, çocuğun yetkinlik sınırlarının boyutlarının deneme çabasıdır. Tutturmalar, isteklerine ulaşabilmek için geçerli yol ve yöntemlerin sınanmaları hep bu evrede olur. Ağlayarak ve tutturarak elde etmeyi öğrenen bir çocukta bu davranım yerleşecek ve sürecektir. Bu dönem sağlıklı sınırların konulmaya başlamasının gerektiği bir evredir. Çiş ve kaka kontrolu bu dönemde oluşur. Çocukla inatlaşmaya girmeden verilen bir tuvalet eğitimi, çocuklar için olduğu kadar büyükler için de bir ödüldür. Çiş ve kaka kaçırmalar için aşırı tepki göstermek, çocuğu aşağılamak benlik saygısını örseleyecek, kendine güvenini zedeleyecek, çocuk ve büyükler arasındaki ilişkiyi bozacaktır.

Bu yaştaki bir çocuğu taşkın bir sele benzetebiliriz: Ne yana sapacağı, neyi kırıp dökeceği bilinmez. İçi karmakarışıktır. Biz bu taşkın gücü bir baraj haline getirebilirsek, üretken olur, çevresinde güzellikler yetişir, zengindir, yalnız kalmaz. İşte sınırların denendiği bu dönemde çocuklara sınırların olması gerektiği duygusu verilmelidir. Özgür ve demokrat çocuk yetiştirmekle, sınırsız, kontrolsuz çocuk yetiştirmenin çok farklı olduğu unutulmamalıdır. Kuralların sorgulanabileceği, ancak altında yatan felsefe, düşünce biçimi anlaşıldıktan sonra benimsenmesi ve uyulması düşüncesi temel olmalıdır.

Çocuklar neden sınırlara gereksinim duyar?:
1. Sınırlar çocukların dünyayı algılamaları ve anlamalarına yardımcı olur.
2. Çocuklar için elde ettikleri şey değil, elde ediş yolunun sınanması önemlidir. Bu yolun işleyip işlemediği sürekli sınanır.
3. Sınırlar onaylanan ve onaylanmayan davranışları tanımlar.
4. Sınırlar büyümenin fark edilmesini sağlar.
5. Sınırlar güvenlik sağlar
6. Sınırların tedavi edici özelliği vardır.

Üç yaş ilk aşkların yaşandığı bir dönemdir. Kız çocuklar babalarıyla, erkek çocuklar anneleriyle ilk aşklarını yaşarlar. Diğer ebeveyn kendinin sahip olmak istediğini elde etmiş göründüğü için onunla bir rekabet de söz konusudur. Bu, cinsel kimliklerin oluşması ve yerleşmesi için bir basamaktır. Daha sonra anne ve babası ile bir rekabet yaşamaktansa, aynı cinsiyette olan anne ya da babası gibi olarak onun elde ettiklerini kazanabileceğini düşünür. Ve kimlik ve kişilik gelişimindeki çok önemli bir olgu, özdeşim başlar. Kızlar anneleri gibi davranarak, erkekler babaları gibi olarak kız ve erkek olmayı öğrenirler. Bu evrede anne ve babanın kendi cinsel kimliklerinden mutlu olmaları ve bunu çocuklarına yansıtabilmeleri çok önemlidir. Bunun yanısıra anne ve babaların eşlerine yönelik olumlu duygu ve düşüncelerini aktarıyor olmaları çocukların özdeşimlerini sağlıklı yürütmelerini kolaylaştıracaktır.

Üç yaş ve bitimi ile ana okullarına başlayan çocuklar dağarcıklarında bu bilgi ve duygularla gelirler. Okullardan gelen “Ali bana aşık.”, “Ayşe beni seviyor.” sözcüklerinin altında yatan “yeni öğrendiğim bu rolümü gereği gibi yapıyor muyum?” duygusunun sınanmasıdır.

Duygusal olarak bu aşamalardan geçerken, bilişsel olarak da çok yoğun ve hızlı bir öğrenme süreci yaşamaktadır. Bu nedenle eğitim yaşamının her evresinde yaşına ve becerilerine uygun bir biçimde devrede olmalıdır.

Gerek ruhsal gerekse zihinsel gelişimleri sırasında çocuğun kullandığı en temel yöntem oyundur. Yaşantısında her zaman önemle varolmalıdır.

Okul öncesi eğitim, özellikle yoksunluğu olan çevrelerde zihinsel gelişim açıklarını en aza indirger ve yaşamın öğrenmeye en açık evresini verimli geçirmeyi sağlar.

Okul öncesi dönemde çocuklar, ben merkezcidir, dünyası kendi algılarıyla sınırlıdır. Farklı bakış açılarını anlamakta güçlük çeker. Düş gücü yüksektir ve düş ile gerçeği ayırt etmekte zorlanır. Cansız nesnelere insan özellikleri yükler. Çizgi filmlerde olan her şeyin gerçek yaşamda da olabileceğini düşünür. Karşısındaki insanların niyetlerini anlamakta zorlanır. Çocuğun, düşüncesini oluşturmada fiziksel özelliklere ilişkin algılar başattır Görünüşe aldanır ve bu özelliği yanılmasına yol açabilir (örneğin iyi giyimli bir yetişkinden zarar gelmeyeceğini düşünür). Dili kullanmada giderek ustalaşır. Sözcük dağarcığı hızla gelişir. Kendi bedenine saygı duymayı ve korumayı öğrenmeye başlatılmalıdır.

Üç yaş çocuğunun bir daireyi, beş yaş çocuğunun bir kareyi, yedi yaş çocuğunun ise bir eşkenar dörtgeni kopya edebilmesi beklenmektedir. Beş yaş çocuğu, bir ve birden fazla kavramlarını, temel üç rengi bilebilmeli, ilkel de olsa bir insan resmi çizebilmelidir.
 


  Uyusturucubagimliligi.com Her hakkı saklıdır. 2007. Bu site içerisinde yer alan içerik
T.C. Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı
Türkiye Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı ile Mücadele İzleme Merkezi (TUBİM) tarafından
sağlanmaktadır.
TUBİM         EMCDDA Bu site EMCDDA (Avrupa Uyuşturucu
ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi)
desteği ile hazırlanmıştır.